LAÇIN SANA NE SÖYLESİN?

11 Ekim 2011
0 Haber Yorum

LAÇIN SANA NE SÖYLESİN?

LAÇIN SANA NE SÖYLESİN?

 

Vahdettin YILMAZ

Öğretmen -  Şair

 

 

Laçın ne söylesin sana,

Dünyayı gezdirdi bana.

Sanki yolda bir insana,

Selam verdim gidiyorum.

 

Evet, Laçın amca böyle gitti. Yüreği zengin, cüzdanı viran bir ömür bundan daha güzel anlatılabilir mi? Bugün iş güç sahibi olan her Camuşlulu eğer yaşıyorsa, bu yaşamın ne kadar tesadüflerle dolu olduğunu bilir. Kemal Alp arkadaşımın hiç unutmadığım bir sözü vardı. Derdi ki: "Biz dünyaya tesadüfen gelmiş, mecburen yaşayanlardanız." Verimsiz topraklara, aşırı engebeli araziye ve çetin doğa koşullarına sahip olan Camuşlu’ya ait bir duygu olduğunu sanırdım, Kemal’in bu sözünü. Ama yaşadıkça gördüm ki Türkiye’nin neresinde olursa olsun eyer ağa veya bey çocuğu değilse, her yoksul aile evladının yaşamı bir Camuşlulunun kaderinden farklı değildi.

 

Laçın Aladağlı, Camuşlu’nun asgari geçim seviyesinin çok altında, neredeyse dünyaya yoksul gelmiş bir insandı. Cemal Hoca şiir geleneğinin sürdüğü bir köyde, maddi zenginlik mümkün olmasa da manevi zenginlik edinilebilinirdi. O da bunu başardı. Bir çift öküz edinemedi ama bir sazı oldu Aladağlının.

 

Geniş yüzü, derin bakışları ve sanki hiç yoksulluk çekmemiş gibi kendine hakim duruşu onun bir cemaat adamı olduğunu kanıtlayan belirtilerdi. Herkesle şakası vardı. Çok açık bir kültürel üstünlüğünün olmasına rağmen, köylülerine bunu hissettirmeden tartışır, onları ciddiye alır, güler, söylerdi. Eğer bir tartışmada köylülerini çok sıkıştırırsa onu hemen cezalandırır: "Çok konuştun adam, hele şu sazı alda, bir türkü söyle." derlerdi.

 

Çobanoğlu Gazinosu’nun kadrolu aşığı, düğünlerin kolay bulunmaz Laçın’ı o değilmiş gibi alçakgönüllüce sazı eline alır, başlardı türkü söylemeye. Kendini dinletmeyi bilirdi Laçın amca. Gerçekten sesi güzeldi. Yumuşak, derinlemesine genişleyen, gırtlakta hamle yapabilen, sözün anlamına uygun tonaj değiştirebilen bir sesi vardı. Laçın amcayı çok dinledim, çok izledim. Türkülerini bütün köylülerim gibi ben de, yüreğime efkarın düştüğü her yerde mırıldandım.

 

Ben, Laçın amcanın gönül vurgunluğunun çok yakınında olan bir çocuktum. Bizimkiler söylemezdi ama başkalarının çocuklarından duyduğum kadarıyla ,Laçın amca benim Elmas bibime aşıkmış. Elmas bibim gerçekten çok güzel bir kadındı: Kumral, ince yüzlü, edalı, narin, nazlım, terbiye abidesi bir insandı. Bizimkiler yoksul diye vermemişler bibimi. Şükrü amcaya vermişler. Şükrü amca da iyi bir insandı. Çok çalışkan, yiğit bir reçberdi. Her şeyden önce hoş görülü ve Laçin amcayla samimi olan insanlardan biriydi. O günün insanı sağlam yürekliydi. Bu yüreğe bir sır indimi kolay kolay çıkmazdı. Bibimin ilgisinin olup olmadığını Allah bilir. Ama sevginin kaybedileninde de bir edep vardı. Bence o günkü insanın önemli bir farkıydı bu.

 

Bu yazdıklarımı, Elmas bibimin aşık oğlu Mahmut Demirci’nin tebessümle okuduğuna inanıyorum. Ne yapalım ki biz bir köylüydük. Sevgilerimiz, sevdalarımız, hatta küsü ve kavgalarımız nasıl teğet geçecekti? Mahmut ağabey, her aşığın bir ahının olduğunu benden daha iyi bilir. Bu ahın içinde neler var neler… Bir kadına uzaktan yakından eli bile değmemiş aşıkların, onun sevdasını yüreklerinde ne kadar büyüttüklerini elbet ki bilir Mahmut Demirci.

Laçın amca, benim lisede okuduğum yıllarda Oluklu Köyü’nde oturuyordu. Bu köyden bazı arkadaşlar bir gün bana, Laçın amcayla ilgili bir anılarını aktardılar. Gençler, Oluklu sokaklarında dolaşırlarken gece geç saatte Laçın amcayla karşılaşmışlar. O zaman hızlı kitap okuduğumuz dönemler. Herkes kendini filozof sanıyor. Galiba Laçın amca biraz da sarhoşmuş. Gençler onu küçümsemişler. "Bu adam hayatında bir tane kitap bile okumamıştır.Bu adam da ne var ki, bu halk dinliyor böyle?" diyerekten akıllarınca Laçın amcayı sınava çekmişler. İçlerinden biri: Sen hayatın ne demek olduğunu bilir misin?" demiş. Laçın amca bunların yüzüne şöyle bir bakmış ve hiç sektirmeden şu dörtlüğü okumuş:

 

Laçın ne söylesin sana,

Dünyayı gezdirdi bana.

Sanki yolda bir insana,

Selam verdim gidiyorum.

 

Demiş ve çekip gitmiş. Bizimkiler neye uğradıklarını şaşırmışlar. Yahu,demişler. Biz kırk yıl düşünseydik hayatı bu kadar güzel özetleyemezdik. Demek ki böyle adamların işine karışmayacaksın.

 

Evet değerli hemşerilerim, böyle adamların işine karışmayacaksın. Hani derler ya "Ummadığın taş,kırar baş." Bir işe yürek koymak, öyle hafife alınabilecek bir olay değil. Kızılveren Köyü’nde, Zeki Atilla’nın misafir odasında, Davut Demirci’yle, (aşık Mahmut Demirci’nin küçük kardeşi) Zeki Atilla’nın kızı, benim de bir diğer bibimin, can ciğer Mukaddes bibimin kızı, Saniye ablanın düğününde aşık Laçın söylüyor. Köyün Rus zamanındaki okulu olduğu söylenen bu muhteşem odada cemaat tıklım tıklım. Aşık coşmuş. İnsanlar başlarını efkarla sallayıp, izliyorlar onu. Bu odanın giriş kapısı cephesindeki duvarında Atatürk’ün, girişin sağındaki duvarda İsmet İnönü’nün ve soldaki duvarda da Bülent Ecevit’in resimleri asılıdır. Dönem, Ecevit’in, Karaoğlan sevgisiyle yüceltildiği dönemdir. Laçın amca kendi türkülerinden açtığı girizgaha Cemal Hoca türküleriyle devam etti. Atatürk ve İnönü için o anda doğaçlamadan bir türkü söyledi. Bu türkü de bitince orada ki cemaat yüzünü Ecevit’in portresine çevirdi. Bu anda Laçın amca çok duygulandı. Ecevit’in portresine bakarak: "Küsme, küsme senin içinde söyleyeceğim." diyince çoğu insanın gözünün yaşardığına tanık oldum.

 

Laçın Amca, bizim önemli bir değerimizdir. Yetenekli bir aşıktır. Onun söylediği çoğu türkü, sözüyle bestesiyle kendisine aittir. Bugün Camuşlu Köyünde, bir gün şiirlerini tek tek inceleyeceğim onlarca şair ve bu şairlerin ürünlerinden oluşmuş güçlü bir şiir damarı vardır. Bu damar, Cemal Hoca adlı, hepinizin bildiği büyük bir kökten filizlenmiştir. Eğer bu filizler olmasaydı, o kökün de varlığını sürdürme şansı az olacaktı. Bu damar dallanarak büyüdükçe, özsuyunun her tükenme noktasında yine köküne dönüp Cemal Hoca şiirinin güçlü geleneğinden yaşam enerjisi almaktadır. Cemal Hoca şiirinin büyüklüğü de burada gizlidir zaten. Kendisinden sonraki binlerce filizi besleyen büyük ve güçlü bir kök…

 

Kağızman, ne mutlu sana...

Her öten İshak kuşuna karşılık bir şairin var.

Ve orada, batında bir Aladağ var. Onu da unutma.

Biliyorum şimdi cadde boylarını süsleyen salkım söğütlerinin gölgesi Hıfzı’nın, Sezai’nin sedalarını okşayıp geçiyor hâlâ.

 

Cemal Hoca ve aşık Laçın da Aladağa yadigar.

Aladağ’da sana,Kağızman.

 

 

Vahdettin Yılmaz

 
.

Yorumlar(0)
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)

KAĞIZMAN'DA NOBETCİ ECZANELER

BU HAFTAKİ NÖBETCİ ECZANELER

PAZARTESİ-ŞİFA ECZANESİ

SALI--NUR ECZANESİ

CARŞAMBA-ALTUN ECZANESİ

PERŞEMBE--ARAS ECZANESİ


CUMA---KAĞIZMAN ECZANESİ

CUMARTESİ,YASİN ECZANESİ

PAZAR--TAMER ECZANESİ

BİZLERDE KAĞIZMANFM OLARAK HASTALARA ACİL ŞİFALAR DİLERİZ,



PLAYER TUŞUNA BAS,KAĞIZMANFM CEPTEN CANLI DİNLE,

 
AnketAnket

YENİ TEMAMIZI NASIL BULDUNUZ,

İDARE EDER,
NORMAL
İYİ
ÇOK GÜZEL,
Çok Okunanlar Çok Okunanlar
Son YorumlarSon Yorumlar
Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber