Kağızman Nereye Koşuyor?

15 Mayıs 2017
0 Haber Yorum

Merhametini ve Kimliğini Kaybeden Kağızman Nereye Koşuyor?

Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre nedir merhamet diye baktığımızda “Bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü, acıma” olarak ifade edildiği görülmektedir. Dolayısıyla özü itibariyle insana özgü bir kavramdır. İnsan olmanın, insanoğlunun en temel özelliği onu diğer mahlûkattan ayıran can alıcı özelliklerden biridir onun merhametli olması. Merhamet “Ahlak”ın ve “Hakikat”in dayandığı temel ilkedir. Merhamet insan sevgisi başta olmak üzere bütün mahlûkatı sevmeye götürür insanoğlunu.
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet GÖRMEZ merhameti, kalbin aklı olarak tanımlar. Durumu şöyle ifade eder: “Merhamet kalbin aklıdır. Kur’an-ı Kerim’in indinde şöyle bir ifade var: “Gözler kör olmaz ama göğüslerdeki kalpler kör olur.” Göğüslerdeki kalpler merhametini kaybettiği zaman kör olur. Onun için, merhamet kalbin aklıdır, akleden kalptir. O akleden kalbi kaybettiğimiz zaman merhameti kaybederiz.” Ve yine devam ederek: “Eğer bir kavramı, Yüce Rabbimiz kendisi için ısrarla kullanmışsa, aynı vasfı, gönderdiği kitap için ayrıca kullanmışsa, eğer gönderdiği peygamber için de kullanmışsa ve onu bütün insanlardan istemişse, işte o kavram aslında İslam dininin en temel kavramı demektir. ‘Rahmet’ ve ‘merhamet’ böyle kavramlardır. Kendisi gibi gönderdiği kitap rahmet, gönderdiği peygamber merhamet peygamberi olan Rabbimiz bütün insanlardan, bütün Müslümanlardan, müminlerden de merhametli olmalarını; yeryüzündeki bütün insanlara, bütün kâinata, bütün varlığa merhametle muamele edilmesini istemiştir. Sevgili Peygamberimizin meşhur bir hadisi var, “Ey insanlar, yeryüzünde merhametli olanlar gökyüzünden de merhamet bulurlar. Siz yeryüzündekilere merhametli olun ki gökyüzündekiler de size merhametli olsun.” buyurur.” Dolayısıyla inanç noktasında da baktığımızda İslam’ın özünün merhamet olduğunu söyleyebilmekteyiz.
İnsan mıdır yalnızca merhametli olan? Tabi ki hayır. Beşer dışındaki diğer canlılarda, yaşadığımız çevrede ve hatta şehirlerde de merhameti görebilmek mümkündür.
Yaşadığımız şehirler coğrafyalarımızın üzerinde inşa ettiğimiz yurtlarımızdır. İnsan ne kadar merhametli ise aynısını yaşadığı şehirlere de yansıtır. Ne demek şehrin merhametli olması? Nasıl gerçekleşir? Bu soruya bir dönem Mimar ve Mühendisler Grubu Genel Başkanlığı’nı yapmış olan Avni Çebi Merhametli Şehirler ismini verdiği kitabında şöyle anlatır: “Şehir herkes için bir barış ve emniyet yurdu olmalıdır. İnsanlar merhametli olduğu kadar mekânlarda merhametli olabilirler. Biyolojik varlığımızı sürdürebilmek için ekmek, hava ve suya ihtiyacımız vardır. Aynen bunun gibi yaşam alanımız olan mekânlarımızı merhamet ve sorumluluk, iyilik ve güzellik, yardımlaşma ve dayanışma duygularımızı besleyecek şekilde "insanî ölçek"lerde, "insan yüzlü" olarak tasarlamalıyız. Şehir bizim ve bizden sonrakilerin ortak malıdır. Onu bilgece ve erdemlice kullanmalı ve geliştirmeli, yaşamalı ve yaşatmalıyız. ‘Önce insanlar şehirleri inşa eder, sonra şehirler de insanı inşa eder’ gerçeğini aklımızdan çıkarmayarak hırsa ve tamaha şehirlerimizi teslim etmemeliyiz. Sivil toplum ve devlet el ele vererek adeta bir “imece anlayışı” ile evlerimizi ve yaşadığımız bütün mekânları büyük bir bilgelik içerisinde, gelecek nesillerin de hakkını düşünen erdemlilikle inşa etmeliyiz. Şehri “Herkes için şehir” anlayışı ile “merhametli bir şehir” e dönüştürmeliyiz. Düne saygı, bugüne adalet ve geleceğe miras olarak ne bırakıyoruz duyarlılığını kaybetmemeliyiz. Geleceğin şehirleri bulunduğu topografya ve coğrafyaya saygılı olmalıdır. Bizimle birlikte diğer canlılarında şehirde hakkı olduğunu unutmamalıyız” demektedir. Evet yaşadığımız şehirler yalnızca hoyratça kullanan bugünkü insanların değil içinde yaşayan bütün canlıların daha da ötesi gelecekteki nesillerin ve yaşaması gereken bütün canlılarındır. Dolayısıyla şu anki nesiller sadece emanetçisidir, taşıyıcısıdır şehrin geleceğe aktarılmasını sağlayan. İnsani yüzlü ve insani ölçekte imar edilmesi gereken şehirlerin sahip olduğu maddi ve manevi mirasını, dokusunu, zenginliğini, kısaca kimliğini bozmadan geleceğe taşıyabilmeliyiz.
Şehir kavramının içerisinde onun bir kimliği olduğu da bilinmelidir, onu dünyanın geri kalanından farklılaştıran. Nedir kimlik? Yine Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne baktığımızda: “toplumsal bir varlık olarak insana özgü olan belirti, nitelik ve özelliklerle, birinin belirli bir kimse olmasını sağlayan şartların bütünü, herhangi bir nesneyi belirlemeye yarayan özelliklerin bütünü” olarak tanımlandığını görürüz. Merhamet kavramında olduğu gibi kimlik kelimesi de doğrudan ve öncelikle insanı çağrıştıran bir kavramdır. İnsanı tanımlarken kullandığımız bu kavram aslında yaşadığımız şehirleri anlatmak içinde kullanırız, kullanmalıyız. Şehirlerin insanlar gibi kimliklerinin olabileceğinin en güzel ispatını Cemal SÜREYA' nın Ankara, İstanbul ve İzmir’i anlatan kaleminde görmek mümkündür. Bakalım SÜREYA bu üç şehrin kimliğini nasıl anlatmış: 
“Ankara, en iyi kalpli üvey ana. Bu şehri bu kadar yalın anlatan başka bir şey olamaz sanırım. Sorumluluklarını bilen, asla kötü davranmayan ama sonuçta bir üvey ana olan Ankara. Bu şehirde insanlar bekler. Emekliliği, askerin bitmesini, rüşvetin gelmesini, gönderdiğiniz evrakın cevaplanmasını, suskun devletin konuşmasını beklerler. Taşı çatlatacak bir sabırla bir şeyleri beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır. Belki denizi görselerdi beklemezlerdi. Denizi su sanıyorlar. Suyu görmek için göllerin kıyısına gidersiniz ama su ufka uzanmaz. Bir suyu deniz yapan ufuk yoktur Ankara'nın göllerinde. Oysa ne önemlidir suyun hiç bitmemesi ve uysal bir sevgili gibi gökyüzüyle birleşmesi. O vaatkâr ufuk çizgisi, o nasıl güzeldir. Her zaman ötelerde bir şey olduğunu fısıldayan o şehvetli çizgi. İnsanlar Ankara'da beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır.
İstanbul'da ise durum daha vahimdir. Hayat sanki bir adım ötede duruyor gibidir. Doğruya doğru, dünyanın en güzel şehridir İstanbul, ama hayat eli çabuk davranır. Daha siz elinizi uzatmadan işveli bir kadın gibi kaçar gider. Bu yüzden hırsla kovalarlar hayati İstanbullular. Beklediği şeyin belki de hiç gelmeyeceğini söyleyen şeytani fısıltıya rağmen, Ankaralının dingin tevekküllü bekleyişinde bir huzur vardır. Ama İstanbullunun hırslı kovalamacasında ne huzur vardır ne de tatmin. Dünyanın en güzel şehri hemen kol mesafesindeyken kendilerini yiyip yutan bir kovalamacanın içinde kaybolur giderler. Hayat kaçar, onlar kovalar.
Ama İzmir... İzmir'de hayat beklenmez, kovalanmazda. O zaten sizinle beraberdir.
Ufkun ötesini muştulayan bir deniz vardır. Mutlulukla dolu, sakin bir sevişmenin tadındadır körfez. Körfez vapurlarının sakin gidişinde hırslarınız yok olur, kovalamayı bırakırsınız, hatta martılara gevrek atacak kadar iyilikle dolarsınız. Ne varsa bu şehirde, bayatlamış vapur çayı bile nektar olur. Hafta sonları denize doğru bir göç başlar. "Ey hayat, biz Çeşme'ye gidiyoruz sen de arkadan gel" der İzmirliler muzipçe. Ve ne gariptir ki hayat, uslu bir çocuk gibi onların peşinden gider. Ne garip, uçak biletinin üzerinde adımın hemen yanında yazan IZM harflerine sevgiyle bakıyorum. Sabırsızım, sevgilisine kavuşacak aşıklar kadar.”
Bir şehrin kimliğinin olabileceğini ya da olması gerektiğini onu hemcinslerinden farklı kılan ayırt edici özellikleri bulunduğunu ve bu özelliklerini gözümüz kapalı olsa dahi! hemen fark edebileceğimizin ispatını yapanlardan biri de Orhan VELİ’dir. Ne diyordu İstanbul’u Dinliyorum şiirinde, İstanbul şehri için: 
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
Yaşadığımız şehri insani ölçekte yaşanabilir kılmak adına merhametli olmasını, onun maddi ve manevi kimliğini muhafaza ederek yaşatmamız gerektiği kaçınılmaz bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır.
Peki, Kağızman ilçesi bütün bu realitenin neresinde diye sormamız, sorgulamamız gerekmez mi?
Vicdani ve objektif bir bakış açısıyla değerlendirdiğimizde yaşadığımız şehrimizin en hafif tabirle merhametten uzaklaştığını, kimliğini kaybettiğini, sıradanlaştığını, Kağızman olmaktan çıktığını, kendisi olmadığını söylemek gerekir. Neden?
Çünkü bu şehirde insanlar sıradanlaştı, vicdani körlük yaşamakta, kendisine/karşısındakine/çocuklarına/ geleceğine olan merhametini yitirdi. Buna ne sebep oldu? Aslında bunun bir sürü nedeni var. Ama en önemlileri nedir diye baktığımızda: her kademede –özellikle de yerelde- ehil olmayanlara emanetin teslim edilmesi; şehrin, şehirde yaşayan insanların, şimdiki emanetçileri olduğumuz maddi ve manevi mirası siyasete/ticarete/ranta/hırsa ve tamaha feda etmesi; eğitim; inanç noktasındaki kayıplarımız ve diğerleri. Aslında yaşadığımız şehri kaybediyoruz, kaybedenlerin aslında kendimiz olduğunu fark etmeden. İbni Haldun, şehirler kurarken şartlara riayet etmemiş oldukları için Araplar tarafından kurulan şehirlerin ömrünün kısa olduğunu söyler. Dolayısıyla Kağızman’ı Kağızman yapan değerlerimizi, zenginliklerimizi, kültürümüzü, insanlarımızı sırf birileri biraz daha kazansın diyerek uygun olmayan koşullara sürükleyip insanların/şehrin mutluluğunu, umutlarını çalıp yaşamasını imkânsız hale getiriyoruz. Sözün özü emanete sahip çıkamıyor, ihanet ediyoruz.
Daha somut şeyler söylemek gerekirse;
-Katılaşan kalplere paralel bir şekilde estetikten, görsellikten, zevkten, düzenden uzak dikey bir yapılaşma ve bunun getirdiği beton yığınları. Kontrolsüzce bir inşaatlaşma ve bunun sonucunda şehrin göğsüne bir hançer misali saplanan binalar.
-Şehir merkezindeki tarihi Kağızman evlerinin yetim bir evlat misali gözden çıkartılarak tek tek kaybedilmesi.
-Şehir merkezindeki yeşilin, bahçelerin, meyve ağaçlarının inşaatlaşma adına ortadan kaldırılması. Buna bağlı olarak Kağızman’a mahsusu bitki örtüsünün ve ağaçların yok olması.
-İnsan yaşamını kolaylaştırması gereken motorlu araçların neden olduğu ve her geçen gün katlanarak artan trafik sorunu. Bu sorunu besleyen otoparkların inadına olmayışı, yapılmayışı.
-Yapılacak/yapılan inşaatlardan biraz daha kazanabilmek adına yapı ve imar mevzuatını delik deşik edilerek, mevzuatın işlevsiz kılınması.
-Kaldırımların esnaflarca işgal edilmesi ve otoritelerin buna göz yumması, görmezlikten gelmeleri.
-Tarihi, kültürel, sosyal mirasa sahip çıkılmaması (En önemlilerinden biri de bu toprakların Anadolu’da ilk İçişleri Bakanı çıkarmış olmasıdır. Kimden bahsediyorsun diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Ali Rıza ATAMAN’dan bahsediyorum. Kendisi Anadolu topraklarında ilk kurulan Cumhuriyet olan Cenub-ı Garbi Kafkas Hükümeti’nin Dahiliye Nazırıdır (İçişleri Bakanıdır) ve kendisi Kağızmanlıdır. Ona da, bıraktığı mirasına da çok güzel sahip oluyoruz. Nasıl mı ismindeki Rıza’yı atarak, ismini bir caddeye vererek! Kötü bir mirasyedileriz).
Saymakla bitmez ve daha niceleri. Bütün bu sorunlar aslında bu şehirde yaşayan her duyarlı vatandaşın gözlemleridir, gördükleridir, yaşadıklarıdır. Her bir duyarlı vatandaş bütün bu gelişmelerden muzdariptir ve mızrağın artık çuvala sığmadığını görmektedir. Birilerinin, yetkililerin, bir sihirli elin bu şehre dokunmasını bekler, durur. Ama gel gör ki şikayet edilen konular bazı makam sahiplerinin ironik bir biçimde övünç kaynağı durumundadır. Şu kadar inşaat ruhsatı verilmiş, şu kadar bina yapılmış. İnsan üzülüyor. Kazandığımızı zannediyoruz, aslında neleri kaybettiğimizi bir bilebilseydi insanoğlu.
Yaşadığımız şehir özel bir yerdir. Tarih öncesi devirler de dikkate alındığında medeniyet ve kültür izlerinin 10.000 yıl ve daha öncesine uzandığı bir geçmişe sahiptir Kağızman ilçesi. İlçe sahip olduğu kaya üstü resimleri (petroglifler) barındıran eşsiz arkeolojisi, tarihi, kültürel, sosyal yapısı ve fiziki dokusu ile adeta Anadolu’nun en zengin açık hava müzelerinden biridir. Tarih öncesi dönemden tarih sonrası döneme onlarca medeniyete (Hititler-Hurriler-Mitanniler, Urartular, Medler-Persler, İskitler/Sakalar, Arsaklılar, Kamsarakanlılar, Bağratlılar, Oğuzlar, Selçuklular-Karakoyunlular-Akkoyunlular ve Osmanlılar) ev sahipliği yapmış Kağızman ve çevresi, kültürel ve tarihi miras üzerinde bulunan özel bir coğrafyadır. Lakin bu özel coğrafyaya sahip çıkamadığımız gibi geleceğe taşıyacak emin ellerden de mahrumdur, yeşil Kağızman, Hacı Kağızman. Kağızman ilçesi modern zaman açısından ifade edilmeye çalışılan temel değerlerden ve anlayıştan uzak bir biçimde, çağdaş yönetim anlayışın çok ötesinde, yıllardan beri kendi yalnızlığında, kabuğunu kıramamanın çaresizliğinde var olma mücadelesi vermektedir.
Kağızman’ı, Kağızman’ın gönül coğrafyasını, merhametini, kimliğini kaybediyoruz ve buna hiçte hakkımız yok. Çünkü bu şehir yalnızca ve yalnızca şu an üzerinde yaşayanlara geleceğe taşımaları için verilmiş bir emanettir. Hiçbir kimsenin değildir, gelecekteki nesillerindir.
Bu özel şehrin farklı olduğunu özellikle 2011’den beri gerek ulusal gerekse uluslararası toplantılarla, akademik çalışmalarla, kitaplarla gündeme getirmeye, adını duyurmaya çalışıyoruz. Karınca misali bir arpa boyu yol kat etme derdinde olan sayıları az da olsa birilerinin olduğunu da biliyoruz. 
Herkesin üzerine düşeni bir an evvel yaparak Kağızman’ı bilgece yaşanabilir barış ve emniyet yurdu haline getirmesi gerekmektedir. Bunun için de belki de en çok ve ivedilikle ihtiyaç duyduğumuz merhamet eğitimi olmalıdır. Kaybettiğimizi, yitirdiğimizi bulmak umuduyla…

Yorumlar(0)
Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*

E-posta*
(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*




(Yukarıdaki güvenlik kodunu giriniz)

KAĞIZMAN'DA NOBETCİ ECZANELER

BU HAFTAKİ NÖBETCİ ECZANELER

PAZARTESİ-ŞİFA ECZANESİ

SALI--NUR ECZANESİ

CARŞAMBA-ALTUN ECZANESİ

PERŞEMBE--ARAS ECZANESİ


CUMA---KAĞIZMAN ECZANESİ

CUMARTESİ,YASİN ECZANESİ

PAZAR--TAMER ECZANESİ

BİZLERDE KAĞIZMANFM OLARAK HASTALARA ACİL ŞİFALAR DİLERİZ,



PLAYER TUŞUNA BAS,KAĞIZMANFM CEPTEN CANLI DİNLE,

 
AnketAnket

YENİ TEMAMIZI NASIL BULDUNUZ,

İDARE EDER,
NORMAL
İYİ
ÇOK GÜZEL,
Son YorumlarSon Yorumlar
Anasayfa'ya Git Anasayfa
Foto Galeri Foto Galeri
Video Galeri Video Galeri
Yazarlar Yazarlar
Yazarlar Künye
Yazarlar İletişim
Bu sitede yayınlanan içerik izinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Codec Haber