KARS       IĞDIR      KAĞIZMAN      SARIKAMIŞ       SELİM      SUSUZ      AKYAKA      ARPAÇAY      DİGOR      ARDAHAN       VEFAT EDENLER   
 
Ana Sayfa > AKYAKA

KARA YAĞMURUMA ÜMİTLİ BİR GÜNEŞ
30 Haziran 2011
KARA YAĞMURUMA ÜMİTLİ BİR GÜNEŞ
Fontu Büyült Fontu Küçült 100%

KARA YAĞMURUMA ÜMİTLİ BİR GÜNEŞ

 

SEFA ÇELİKÖRS

 

Kara yağmur, acıyı hissettiğim gün yokluğun içime yaşattığı yalnızlık girdabının çıkış noktasında hüsrana uğradığım, haram gecelerimin tek aynası olan bir korku gibi kötülükle kaplamıştı ruhumu. Her sabah güneşin doğuşunu izlerken, kardeşim Abdullah’la baktığımız o kırmızı evimizin, artık eskisi gibi sadece dış görünüşü değil, içi de kırmızıydı. Hem de hiç olmadığı kadar kırmızı… Düşünüyorum da eski hayatımız ne kadar da güzeldi. Fakir ve saf hayatımız.

Zavallı babam sırf biz aç kalmayalım diye sabahtan akşama kadar Gazze şehrinin sokaklarında ne iş bulursa çalışır, eve eli boş gelmemek için didinirdi. Şükür, bizim dilimizden düşmeyen tek kelimeydi. Ne de olsa düşenin dostu Allah’tı. “Tut elimden kaldır beni yarab” sözünü, resmen annem dilime mühürlemişti. Ve ben Allah sözcüğünü hiçbir zaman dilimden düşürmemiştim.

Ama şimdi düşünüyorum da her şey geride kaldı. Sanki zaman bizi bir kısır döngüye atıp çevirdikçe tüm kötülük, kara bulutlar aracılığıyla yağmur gibi üzerimize yağmıştı.  Filistin’de çocuk olmak… Niye bu kelime aklıma geldiğinde hep bir gariplik duyarım bilmiyorum. Canımdan çok sevdiğim annem ile ablamı düşmanlardan kurtarmaya çalıştığımda elimdeki taş bizim tek silahımız ve korunağımızdı. İşte o gün çocuk olduğumu unutmuştum ben.

Henüz on iki yaşındaydım. Bir sabah hep beraber ailece kahvaltı sofrasına oturmuştuk. Ailemle beraber olmak bana o kadar huzur veriyordu ki… Normalde bizim kapımızı pek kimseler çalmazdı. Ama o gün kapının çalınışında bir telaş ve tedirginlik vardı. O an annemle babamın yüzüne baktığımda bir korku, o masum yüzlerini kaplamıştı.

Ne olmuştu da annemle babam bu kadar korkmuştu anlamamıştım. Babam kapıya doğru yürümeye başladığında annem ağlamaya başladı. Ablam Hatice’de bir şeyler olduğunun farkındaydı. Ama kardeşim Abdullah henüz beş yaşında olduğu için hiçbir şeyin farkına varamıyor, sadece eliyle saçıma vurup, yüzüme dokunarak gülüyordu. Yaklaşık on dakika sonra babam içeri girip, anneme bir şeyler söyledi:

— Rukiye korkulan şey ne yazık ki gerçekleşmiş. İsrail askerleri yine toprağımıza girmişler. Şu an bizim üst mahalleyi işgale başlamış, çoluk çocuk demeden herkesi öldürüyorlarmış, dedi.

Annem ise tedirgin bir halde:

  • Peki, ne yapacaksın Hüseyin? Ne olacak şimdi, dedi.

—Yapacak hiçbir şey yok Rukiye, ben de diğer kardeşlerimiz gibi gidip bu direnişe katılıp toprağımızı kurtaracağım. Babamın bu sözünün üzerine annemin ağlama sesi yükseldi:

—Peki, biz ne yapacağız Hüseyin. Üç çocukla tek başıma neylerim ben?

Babam ise:

—Korkma Rukiye Allah’tan ümit kesilmez. Hem biz ne kadar erken müdahale edersek o kadar çabukta önleriz bu savaşı. Eğer şimdi gitmezsem çok yakında buraya da gelirler, o zaman ne yaparız tek başımıza söylesene, dedi.

Babam o gün bize veda ederken hepimizi tek tek kucakladı. En son evden çıkarken bana dönüp:

— Halim, oğlum ben yokken ev sana emanet. Artık evin erkeği sensin. Annene, ablana, küçük kardeşine iyi bak oğlum, dedi.

Babamın bu sözünün üzerine ben de ağlamaya başladım. Korktuğumu belli etmemek için sözlerimi iç dünyamda haykırıyor: “Ne olur gitme baba” diyordum. Ama şimdi anlıyorum ki babamda çaresizdi. Gitmeliydi; çünkü gitmek ya bir kurtuluş ya da bir son olacaktı bizim için. Kalış ise ebediyen yok olmaktı Filistin’de. Babamın gidişi evimize bir yokluk getirmiş, eve aldığımız erzak tükenme noktasına gelmişti. Kaç gece aç yattığımızı kim bilebilirdi ki?

Bir gece vakti Abdullah’ın yemek diye haykırarak ağlayışı halen kulaklarımda. Ablamla ben açlığa alışmıştık. Annem üzülmesin diye ona hiçbir zaman açlığımızı belli etmedik. Ama Abdullah o daha çok küçüktü. Elinden gelen tek şey ağlamaktı. Onun o küçük haykırışları bizi büsbütün perişan ediyordu. Ona ne bağırmaya ne de incitmeye hiçbir zaman kıyamadım. Çünkü o çocuktu ve ben de onun ağabeyiydim.

Babam evden gideli yaklaşık iki ay olmuştu. Ama ne bir haber vardı ondan ne de bir ses. Geceler, o günden sonra bulunmak istemediğim tek konum olmuştu. Çünkü her akşam atılan bomba sesleri birer haram gecelere dönüşmüş, beni gecelere küstürmüştü. Zaten sabahların da geceden farkı yoktu ki. Duman ve kan kokusu havamız, bomba sesleri ise uykularımızın kâbusu olmuştu.

Peki, neydi bu? Niye bizim başımıza gelmişti? Ya da bizim suçumuz neydi? Hiçbir anlam veremiyordum. Bir gün yolda gizlice yürürken birkaç yaşlı Filistinlinin konuşmasını duydum. Güya bizler yani eski Filistinliler bundan yıllar önce topraklarımızın bir kısmını İsraillilere satmışız. Şimdi ise İsrailliler topraklarını almak için bize savaş açmışlar. Aslında buna hiçbir zaman inanmak istemedim.

Düşman askerinin yaptığı tek şey sömürgeydi. Çünkü Filistin fakir ve silah bakımından yoksul bir ülkeydi. Hem onlar haklı olsa bile bunu yapmaları gerekmezdi ki. Yaptıkları şey sadece petrol uğruna vahşetten öte bir şey değildi. Onlar benim gözümde masum insanların canına kıyan birer cani; ama gel gör ki bu iman dolu kalbim yine de sabır diyordu. Her şeye rağmen gerçek bir sabır... Çünkü bunca insanı haksız yere öldürmek bu kadar basit olamazdı.

O günü hiç unutmadım. O gün diyorum; çünkü hafızama kazınan en büyük acılı günlerden birisiydi. Günlerden pazardı. Hiç unutmam bir yerde bedava ekmek dağıtıyorlardı. Ne yapıp edip sonunda bir tane alabilmiştim. O kadar çok karnı aç insan vardı ki herkes birbirini eziyordu bir tane ekmek alabilmek için. Ekmeği aldıktan sonra koşarak eve gelmiştim. Sevinç içinde ekmeği Abdullah’a uzattığımda sanki dünyalar onun olmuştu.

Bir süre sonra dışarıdan birtakım sesler geldi.  Pencereden dışarıya baktığımda havada bir mermi sesi koptu. Evet, düşmanlar sonunda bizim mahalleye de gelmişlerdi. Hemen annemle kardeşlerimi evin odasına sakladıktan sonra ben de dışarı çıkıp elimden geleni yapmaya, savaşmaya karar verdim. Evet, savaşacaktım. Onlar silahlarla, tanklarla, ben de taşlarla ve sapanımla. Tam dışarı çıkarken annem arkamdan bağırdı:

—Oğlum Halim gitme ne olur hadi buraya gel, dedi.

Ama ben çoktan dışarı çıkmıştım. Bütün Gazze halkı sanki oradaydı. Herkesin elinde taş karşılarında ise büyük tanklar. Düşmanlar tek tek herkesi silahlarla tarıyordu. Küçücük çocuklar, genç, yaşlı insanlar bir an da kan çanağına dönmüş, bir feryat figan kopmuştu Filistin’in bu gariban şehri Gazze’de. Herkesin yüzünde aslında bir yokluğun belirtisi ve en büyük acısı vardı. O an kaçmaktan başka hiçbir çarem yoktu. Eve dönüp hemen annemle kardeşlerimi aldım. Tam dışarı çıkarken düşman askerleri evimizin kapısını kırdı. Abdullah’ı hemen odaya kapattık. Elimdeki taşı kaldırıp bize doğru gelen askerin kafasına vurdum. O ise elindeki silahı ters çevirerek kafama vurmuş ve beni bayıltmıştı.

Gözümü açtığımda uyku ile uyanıklık arasındaydım. Kulağımda ise sadece Abdullah’ın o can alıcı ağlayış sesi vardı. Kendimi toparladığımda alnımdan kan aktığını gördüm. Birden aklıma annemle ablam geldi. Hemen evin bütün odalarına koşarak girdim. Ama keşke o anı hiç görmeseydim. Ya da o an hiç yaşamasaydım. Çünkü annem ve ablam yerde kanlar içinde cansız bir şekilde yatıyorlardı.

İkisi de kana bürünmüş, şehitliğin verdiği masum ifadeyle birbirlerine sarılmış şekilde yerde yatıyorlardı. Sessizce yere eğilip ikisinin de alnına birer öpücük kondurdum. Ölüm diyordum içimden ama yok bu sefer içimde değil dilimle haykırıyordum: “Ölüm bu kadar adi ve basit olamaz” diye. İşte şimdi Abdullah’la ağlamaya başladım. Bağırarak, haykırarak, çaresizce kendimi yere vurarak ağlıyordum. Çünkü babama verdiğim sözü yerine getirememiş, aileme sahip çıkamamıştım. Bundan da ötesi canımdan iki can gitmişti.

O günden sonra babamdan da ümidi kesmiştim. Artık kalbimde üç kişinin yası vardı. Hem de hiç bitmeyecek olan bir yas. Abdullah, canım kardeşim benim. Artık ona ağabeyden öte bir anne ve baba olacaktım. Ailemin yokluğunu ona hissettirmeyecektim. Hem artık kendimizden başka kimimiz vardı ki bizim. Her gece ağladığı için Abdullah’la uyuyordum. Bana her gün annemi, ablamı, babamı soruyordu. Ben de türlü yalanlarla onu kandırmaya çalışıyor, bir gün geleceklerini söylüyordum.

Küsmüştüm, Rabbim ve Abdullah haricindeki herkese. Herkes dediğim ise komşularımız ve arkadaşlarımdı. Ama çoğu ölmüş, kalanlar ise Gazze’yi terk etmişti. Ne yapacağımı hiç bilmiyordum. Vatan desen çoktan elden gitmişti zaten. Kendimden önce düşünmem gereken tek kişi artık Abdullah’tı. Kaç gündür de açtık. Artık onu çikolata kâğıtlarıyla kandıramıyordum. Ve o gün hayatımda hiç yapmadığım ve ömrüm boyunca yapmaya yeltenemeyeceğim bir şeyi yaptım: Hırsızlık.

Aslında yaptığım şey hırsızlık değildi, perişanlıktı. Kardeşimin ağlamasına daha fazla dayanamayıp, mahalledeki terk edilmiş bir eve girdim. Amacım sadece bir ekmek bulabilmekti. Evinde annesi ve babası olan her çocuk karnını doyurabiliyordu. Ama bizde ne anne vardı ne de baba. Girdiğim evde tek bulduğum şey bir gün daha kalırsa küflenecek olan bir ekmekti. O gün Abdullah’la karnımızı o ekmekle doyurmuştuk.

Bu düzenin böyle olmayacağını biliyordum. Çünkü bizim de gitme vaktimiz gelmişti. Abdullah günden güne zayıflıyor ve durmadan hasta olup ateşleniyordu. Yine bir gün yolda gizlice yürürken birtakım konuşmalara şahit oldum. Yabancı birkaç ülke savaşta kimsesiz kalan çocuklara sahip çıkıyor, onları bir çadırda barındırıp yemek veriyorlarmış. Eğer bu hayatta tek olsaydım bunu asla yapmazdım. Çünkü ben hayatta kimseye muhtaç olmak istemedim. Ama Abdullah için yapmak zorundaydım, oraya gitmek, onlardan yardım istemek tek çaremdi.

Bir elimde tuttuğum eliyle Abdullah diğer elimde ise üşümemesi için annemin ona diktiği yünlü hırkası, Gazze’nin duman kokulu şehrinde yürüyorduk. O kadar dalgın ve bitkindim ki artık konuşmayı unutmuş, etrafa boş gözlerle bakıyordum. Yabancı ülkelerden gelen kişilerin bulunduğu yere doğru yaklaşmıştık. Tam vardığımızda bana hiçbir şey sormadılar, herhalde halimizden savaş mağduru olduğumuz apaçık belliydi.

Sadece benim ve kardeşimin ismini alıp bir çadır gösterdiler. Daha sonra ise sıcak bir çorba... Bir an gözlerim yaşlara bürünmüştü. Annemin o sıcak çorbası gelmişti aklıma. Düşündükçe gözlerim bir yaş istilasına uğramış ve gözümden akan her bir damla bir an annemin sıcaklığını bu bitkin bedenim ve ruhumda hissettirmişti. Ama bir an tekrar durup, gözlerimin yaşlarla olan bu samimiyetini hemen kestim. Çünkü Abdullah için güçlü olmak zorundaydım. Kendimi toparlayıp günlerdir hatta ayladır yapmadığım şeyi, uyumayı biraz denedim.

Aylardır ilk kez rahat bir şekilde uyumuştum. Gözlerimi açıp çadırdan yüzüme yansıyan güneşe baktım. Güneşi küçüklüğümden beri çok severdim. Ama aylardır birbirimizi görmüyorduk sanki. Bir yanda içimdeki ölüm korkusu, bir yanda da açlık ve sefalet güneşle beni birbirimize unutturmuştu. Uykuyla olan ilişkimi hemen kesmiş, gündüze masum ve sessiz bir şekilde merhaba demiştim.

O an bir korku acıyla içimi kaplamıştı. Çünkü Abdullah çadırda yoktu. Hemen bağırarak dışarı çıktım. Herkes bana bakıyordu. Ben ise yana yakıla Abdullah diye bağırıyordum. Birden çok tanıdık bir ses arkamda abi diye bağırdı. Sırtımı döndüğümde bir an da içimde alevlenen ateş büyük bir suyla söndürülmüştü. Abdullah karşımda gülümseyerek bana bakıyordu. Hemen kucağıma alıp:

 

  • Neredeydin sen Abdullah? Niye benden habersiz dışarı çıktın, dedim.

Abdullah ise:

  • Abi sen uyuyordun. O kadar kalk dedim; ama kalkmadın. Bak orada bir sürü arkadaşım oldu hem. Deyip üzgün bir ifadeyle yüzüme bakıyordu. Hemen ona sarılıp arkadaşlarının yanına tekrar gitmesini söyledim

Tam çadıra girerken yabancı biri karşıma dikildi. Filistinli olmadığını anlamıştım. Herhalde bize yardım eden yabancılardan biri olsa gerek diye düşünüyordum. Birden bizim dilimizden konuşmaya başladı:

  • Merhaba. Ben bir Türküm ve Türkiye’den geliyorum. Adım Özkan, dedi.

Bu yabancının sadece yüzüne bakıyordum. İçimden hiç onunla konuşmak gelmiyordu. Daha önce kendimizden başka gördüğüm ve çok iyi tanıdığım tek yabancı İsraillilerdi. Aslında kendimizden başka yabancıları hep birer İsrailli olarak görüyordum. O güne kadar da hep öyle görmüştüm. Ben bu düşüncelerin içerisindeyken karşımdaki Özkan isimli genç konuşmasına devam ediyor ve elini omzuma atıyordu:

  • Bana anlatmak istediğin bir şey var mı? İstersen biraz konuşalım, dedi

Ne anlatayım ona, neden bahsedeyim? Hep okumak istediğimi, hep o zengin çocukların okula giderken arkalarından bakıp sırf babam üzülmesin diye söyleyemediğimi mi ya da annemin ve ablamın nasıl öldüğünü, kanlar içinde yerde yatarlarken onlara sarılıp nasıl ağladığımı, ölümü, yoksa sağ mı bilmediğim ve ardından yas tuttuğum babamı mı? Neyi anlatayım ona ha neyi?

İlk kez ailem dışında bakışlarında bir sıcaklık ve samimiyet hissettiğim tek kişi karşımdaki bu genç Türk çocuğu olmuştu. Ama yine de konuşmuyor, sadece yüzüne bakıyordum. O konuşuyor ben sadece dinliyordum. Konuşmalarından çıkardığım sonuç o da benim gibi Müslüman’dı. Sonra tekrar elini omzuma atıp soru sormaya devam etti:

  • Adın ne senin?

Ona sessiz ve bir o kadar da sert cevap verdim:

  • Adım Halim, dedim.

Ona tek söylediğim şey adımdı. Ama sanki karşımda durup içimi okumuş, bana “bekle” deyip yanımdan ayrılmıştı. Beş dakika sonra elinde bir kalem ve defterle geri dönmüş, tekrar karşıma geçip bir tebessümle konuşmasına devam etmişti:

  • Bak sana ne getirdim? Dedi.
  • İyide ben okuma yazma bilmem ki boşuna getirmişsin dedim.
  • Ben sana öğretirim eğer istersen tabi
  • Nasıl olacakmış o?
  • Bak burada kaldığım sürece elimden gelen her şeyi yaparım. Sen de öğrenmeye çalışırsın olur mu? Dedi.

Bir müddet hiç konuşmadan durduk. Birden bana dönüp:

  • Hadi biraz kendinden bahset olur mu? Dedi.

Aylardır söyleyemediğim ve bir ömür boyu hep içimde kalacak olan o acı dolu içimin hatıra defterini açıp kalbimden dilime doğru bir yol aldım. Ve ne var ne yoksa hepsini Özkan’a anlattım. Ama o yüzünde eksik olmayan tebessümle halen gülümsüyor, acıdığını belli etmemek istiyordu. Meğer ne kadar çok konuşmaya ihtiyacım varmış, onu o an anladım ve hiç susmadım. O sustu, sadece ben konuştum. Konuştum. Konuştum.

Özkan’ın bana en çok söylediği şey “Babandan ümidi kesme” lafıydı. Ve ben o gün kalbimdeki ümitle Allah’a, babamın dönmesi için hep dua ettim. Özkan her gün hiç bıkmadan bana okuma yazma öğretmeye çalışıyor, az çok da Türkçe öğretmek istiyordu. Yine bir gün sohbet ederken bana:

— Bak Halim belki seninle aynı kandan değiliz. Ama biz seninle din kardeşiyiz. Kardeş nedir bilirsin değil mi? Uğruna ölmek, onu canından çok sevmek, yanından hiç ayırmamak… Sen çok iyi bir insansın artık üzülme ve kendini ezdirme. Sen dimdik ol ki Abdullah da seni örnek alsın. Sen sağlam ol ki seni değil bu savaşın verdiği acı zulüm,  düşman surları bile yıkamasın, dedi.

Düşünüyorum da Özkan’ın bana yaptığını aslında hiç kimse yapmazdı. Kim hiç tanımadığı birini sırf mağdur olduğu için ona el atmak amacıyla dünyanın öbür ucuna gider? Evet, Özkan’la aramızda hiçbir kan bağı yoktu. Ama bana ve Abdullah’a gerçek bir abi gibi olmuştu. Ben ve Abdullah düşman askerlerinin ve diğer yabancıların bizi gördüklerinde tiksinerek bakıp hayvan yerine koydukları birer insandık onlara göre.

Ama Özkan bize insan olduğumuzu hatırlatan bir gerçek eldi. Çünkü onun sayesinde her şeye artık içimdeki ümidimle bakmıştım. Hatta o savaş çerçevesi altında onun sayesinde okuma yazma bile öğrenmiştim. Özkan’a baktıkça en çok aklıma gelen şey kardeşlikti. Çünkü onun o içindeki mutluluk teşnesi bir varlığa abes gelmiyordu. Tabi sadece kendimi düşünmüyordum. Diğer Gazze halkı da perişandı. Belki de Özkan’ın sayesinde ben de onların bir ümidi olacaktım. Hem de umutlu bir ümit.

Özkan’dan alıp, adını kardeşlik koyarak, hiç incitmeden bir cam fanusa koyduğum o hassas duygu, beni yüceltmiş, hayata bir başka gözle bakmamı sağlamıştı. Çünkü dimdik olmazsam yenilgiye her zaman maruz kalacaktım. Aslında her Filistinli çocuğa Özkan gibi bir kardeş, gerçek bir dost lazımdı. Şu an herkes benim gibi düşünse hemen bu durumdan kurtuluruz heyecanı içerisindeydim. Bu açıdan kendimi şanslı hissediyordum.

Özkan ve arkadaşları her üç öğün mağdur olup, çadıra gelen tüm Filistinlilere yemek veriyor, onların dertlerini dinleyip, derman olmaya çalışıyorlardı. Onlara sorulan her soru cevap niteliğinde alınan birer gül demetine dönüşüyor ve her Filistinli aylardır yapmadığı şeyi yapıp müteşekkil bir ifadeyle gülümsüyordu. Ama onlarında herkes gibi veremeyeceği tek cevap vardı “Bu savaşın ne zaman biteceği”

Bir gün kaldığımız çadırın içinde Abdullah’la yemek yerken Özkan içeri girip bize eşlik etti. Ama yüzünde üzgün bir ifade vardı. Onu hemen anlamıştım “neyin var” dediğimde ise yine elini omzuma atarak konuşmaya başladı:

— Halim, artık gitme vakti geldi. Şu an dışarıda arkadaşlarım beni bekliyor. Biliyorsun Türkiye’de ailem var. İnan ki bu hayatta tek olsaydım sizinle burada kalırdım. Ama şu an gitmekten başka çarem yok. Beni anlıyorsun değil mi?

Onu anlıyordum ya da anlamak zorundaydım. Gitmesi benim için çok kötü olacaktı. Ama onun bir ailesi vardı. Onu bekleyen annesi, babası, kardeşleri… Bu sefer son hamleyi ben yaptım ve elimi onun omzuna koyarak “abim” diyerek sarıldım. Özkan son olarak Abdullah’ın da alnından öperek dışarıya çıktı. Ve tam kendi arabalarına binerken bana dönüp:

— Elbet bir gün baban dönecek Halim. Sakın ola ki kendini bırakma sen dimdik ayakta durdukça ben hep mutlu olacağım kardeşim. Bir gün bu savaş sona erecek ve sen o ümit bağladığın umudunla gerçek bir kurtarıcı olacaksın. Buna bütün kalbimle inanıyorum. Allah her daim yardımcın olsun. Diyerek arabaya bindi.

Özkan bana uzattığı gerçek kardeşlik eliyle ona ömrüm boyunca dua edebileceğim bir iz bıraktı ruhumda. Meğer bu dünyada ne iyi insanlar varmış lafı bana sadece göre Özkan için geçerliydi. Bir insana el uzatmak belki de bu dünyada yapılabilecek en büyük iyiliğin başında gelir. Abdullah ve ben bunu çok iyi anlamış ve Özkan’ı abimiz olarak kabul etmiştik.

Yine unutamadığım günlerden biriydi. Günlerden Cuma. O gün Abdullah’ı da yanıma alarak Cuma namazı için camiye gittik. Namaz çıkışı etrafta dolaşmak bizim için sakıncalıydı. O yüzden hemen kaldığımız çadırların yolunu tuttuk. Tam çadırın önüne geldiğimizde bizim bulunduğumuz çadırın içinden bir ses geldi, hem de tanıdık bir sesti. O an içime bir umut doğdu. Sonra yavaşça çadırın bezini kaldırıp, içeride bulunan kişiyle göz göze geldik:

  • Baba baba diye bağırdım.

Evet, karşımda duran ve masum gözleriyle yüzüme bakan babam Hüseyin’di. Sevinç ve gözyaşı içinde ona sarıldığımda çocukluğuma geri dönmüştüm. Babam Abdullah’ı da kucağına alarak bize sımsıkı sarıldı. Meğer o da ne zamandır bizi arıyormuş. Annem ve ablamı söylediğimde babamın gözyaşları bir sele dönüştü. Ama o da biliyordu ki annem ve ablam şu an şehitlik makamında gökyüzünde bizi izliyorlardı.  Şu an onlar için yapmamız gereken tek şey duaydı. Ve ben son nefesime kadar onlara hep dua edecektim.

Artık çadırdan ayrılma vaktimiz gelmişti. Eski evimize geri dönmeyecektik. Biz üç erkek Gazze’den ayrılıp başka bir kente gidecektik. Düşünüyorum da insanın annesi ve babası yanında olduktan sonra ne savaştan ne de başka bir kötülükten korkmuyor. Belki de bu savaş hiç bitmeyecek ve her gün dökülen kanlardan çıkan ibretlik sonuçlar bu masum insanların ahında birikecekti. Filistin halkının öcünü alabileceği tek yer kesinlikle ahiretti. Kim bilir belki de bu dünyada da olabilirdi. Ama biz öcümüzü onlar gibi değil tıpkı Özkan gibi alacaktık. Kardeşlik ruhumuz yaşadıkça varlığımız insan olduğumuzun tek aynası olacaktı. Ve değil İsrail tüm dünya Filistin’in bu üstünlüğünü kavrayabilecekti.

Özkan… Ona hep içimden, kalp sesimden mesajlar gönderiyordum. “Bak bana uzattığın ve unutulmaya yüz tutmuş olan o kardeşlik abidesi bizi az da olsa huzura kavuşturdu. Ama kendi adıma konuşmak gerekirse artık gönlüm huzurlu hem de hiç olmadığı kadar…” diyordum. Tam çadırdan ayrılıp bir kamyonete binerken arkamızdan biri bağırdı. Arkamı döndüğüm de ise Filistinli bir genç bana bakıyor ve bir mektubunuz var diyordu

Bize kim mektup gönderebilir ki? Diye düşünüyordum. Mektubu elime aldığımda üzerinde Özkan yazıyordu. Özkan, demek bizi unutmamış. Şimdi bir arabanın içinde babam, Abdullah ve ben başka bir şehrin yolunu tutmuş gidiyoruz. Kalbimde silinmez acılar olsa da, mutluyum. Yolda giderken Özkan’ın bana gönderdiği mektubu okumaya başladım. Tabi hayretle, yine her şey içine doğmuş:

“Halim kardeşim. İçimden bir ses artık senin üzülmediğini ve her güne yeni bir umutla başladığını söylüyor. Seni ve Abdullah’ı sakın unuttuğumu zannetme çok yakında yine yanınıza geleceğim. Sen insan olarak çok değerlisin. Senin gibi kardeşim olduğu için mutluyum. Acılarının bittiği gün o kalbindeki gül bahçesi kendini yeşertmeye bırakacaktır. Emin olduğum tek şey ne biliyor musun içinin huzurda olması. Hoşça ve sağlıcakla kal ve her daim mutlu ol.”

Kara yağmuruma ümitli bir güneş doğmuştu. Hem de öyle bir güneşti ki ne geceleri ne de gündüzleri sönmeyen tek ışığımdı. Şimdi yepyeni bir hayata merhaba demeye hazırlanırken içimdeki ben sırdaşım; yüreğim ise tek yoldaşımdı. Kim bilir belki ikisini birleştirirsem o zaman mükemmelliğin saflığı olan bu şeffaf kalbim kendini koruması için bir sadakat çemberine dönüşür.



Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*
E-posta*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)
Yorum*


(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 

Diğer AKYAKA Haberleri

Başlık Tarih
 
Kars’ta fırtına çatıları uçurdu11 Eylül 2017
Akyaka’da 11 Bin 685 Adet Kök Kenevir Ele Geçirildi11 Ağustos 2017
Akyaka Yolu Asfaltlanıyor23 Temmuz 2017
Kars'ta Hayvan Hırsızlığı19 Nisan 2017
Kaymakam Kaya Görevden Ayrıldı27 Mart 2017
Akyaka Kaymakamından Veda Mesajı04 Ocak 2017
Kars Valisi Türkiye-Ermenistan sınır hattında incelemede bulundu16 Kasım 2016
Vali Doğan Akyaka’da muhtarlarla buluştu16 Kasım 2016
Türkiye-Ermenistan sınır hattında incelemelerde bulundu14 Kasım 2016
Akyaka’da kurtuluş coşkusu03 Kasım 2016
Akyaka kaymakamı tutuklandı,05 Ağustos 2016
Görevden Uzaklaştırılan Kaymakam Gözaltına Alındı!01 Ağustos 2016
Akyaka Okuyor’ projesi kütüphaneye ilgili artırdı18 Mayıs 2016
Kars-Akyaka arası DMU SET seferleri başlıyor!17 Mayıs 2016
Akyaka’ya Z-Kütüphane11 Mayıs 2016
Akyaka Okudu, Ödüller Sahiplerini Buldu!05 Mayıs 2016
Akyaka Ziraat Odası’nda süt kampanyası23 Mart 2016
“HUZURLU OKUL HUZURLU TOPLUM PROJESİ” DEĞERLENDİRME TOPLANTISI21 Mart 2016
Bu Mezarlıktaki Taşlar Konuşuyor!12 Şubat 2016
Akyaka’da Merkez İstasyon Camii açılışı yapıldı12 Ocak 2016
AKYAKA, BU YILDA OKUYACAK24 Aralık 2015
Akyaka’da 4 dakikada hayat kurtulacak!12 Aralık 2015
Köylerin çatıları yerle bir oldu17 Kasım 2015
Mehteran Takımı Coşturdu06 Kasım 2015
Akyaka’da Kurtuluş Coşkusu05 Kasım 2015
Akyaka’da teröre tepki yürüyüşü11 Eylül 2015
Başkan Toptaş: Akyaka’da Altyapı Sorunu Çözülüyor30 Ağustos 2015
Akyaka köyleri güzelleşiyor!29 Temmuz 2015
Birlikte oruç, birlikte iftar04 Temmuz 2015
Yaz Kur’an Kurslarına Kaymakam Ziyareti04 Temmuz 2015
Akyaka’da ana sınıflarında ağız ve diş sağlığı03 Haziran 2015
AKYAKA’DA TÜBİTAK BİLİM FUARI29 Mayıs 2015
70. Yıl TÜBİTAK Bilim Fuarı23 Mayıs 2015
Şoförler Eğitimle Bilinçleniyor16 Mayıs 2015
Akyaka’da annelere özel gün14 Mayıs 2015
Akyaka’da eğitim faaliyetleri20 Nisan 2015
Akyaka Kitap Okuyor20 Nisan 2015
Akyaka Milli Eğitim’den RAM’a ziyaret10 Nisan 2015
Vatan Partisi Akyaka ilçe binasını törenle açtı25 Mart 2015
AKYAKA’DA EĞİTİM MASAYA YATIRILDI16 Şubat 2015
Akyaka’nın iyi çocuklar ödüllendirildi22 Ocak 2015
AK Parti Akyaka ilçe teşkilatında kongre heyecanı10 Kasım 2014
Akyaka Emniyeti, Projeleriyle Sempati Topluyor27 Ekim 2014
Vekillerden Akyaka Kaymakamına “Hayırlı olsun” ziyareti29 Eylül 2014
Akyaka’da öğretmenlere motivasyon gezisi16 Eylül 2014
Kaymakam Uğurlu, veda etti!09 Eylül 2014
Karslı anne iki çocuğuyla yan yana toprağa verildi21 Ağustos 2014
Hint kenevirleri ele geçirildi14 Ağustos 2014
Akyaka’da esnaflar bilgilendirildi10 Ağustos 2014
Akyaka’da çöp sorunu09 Haziran 2014
Akyaka’da tarihi bina çürümeye terk edildi09 Haziran 2014
Minareyi yıldırım vurdu08 Haziran 2014
Liselilerin şiir aşkı07 Haziran 2014
Eğitime desteğe teşekkür edildi03 Haziran 2014
İnek sürüsüne yıldırım düştü22 Mayıs 2014
Akyaka haberleri16 Mayıs 2014
Engellilerin askerlik sevinci12 Mayıs 2014
Emeği Ödenmez Annelerimizin10 Mayıs 2014
Akyaka güzelleşiyor!09 Mayıs 2014
Akyaka’dan haberler07 Mayıs 2014
Öğrencilerin tablet sevinci29 Mart 2014
Kurumlar kardeş oldu, çocuklar mutlu oldu29 Mart 2014
Bakan Yıldız, müjdeyi Ermenistan sınırından verdi22 Mart 2014
Akyaka’nın yaylalarına elektrik sözü22 Mart 2014
Başarılı öğrencilere ödül18 Ocak 2014
Akyaka’da kıyafet yardımı14 Ocak 2014
Akyaka’da kar manzaraları Kars’ta dev buz sarkıtları08 Ocak 2014
Ermenistan’la Sınır Görüşmesi yapıldı03 Ocak 2014
Akyaka’da Hayvan Dezenfeksiyon Ünitesi kuruldu20 Aralık 2013
HAYVAN DEZENFEKSİYON ÜNİTESİ11 Aralık 2013
Akyaka Tanıtım Filmi yayında05 Aralık 2013
Akyaka Karahan Köyü hakkında01 Kasım 2013
Kars’ta su değirmeni büyük rağbet görüyor31 Ekim 2013
Kars’ta bayramlaşma sınır ilçesi Akyaka’da başladı16 Ekim 2013
Pancar Kampanyası Akyaka kantarında başladı11 Ekim 2013
Şans 56 kişiye güldü05 Ekim 2013
Taşımalı şoförlere seminer verildi23 Eylül 2013
Akyaka’nın yeni öğretmenleri ilk dersi Bakan Avcı’dan aldı13 Eylül 2013
MHP Akyaka ilçe binası açıldı02 Eylül 2013
Akyaka’da sergi heyecanı31 Mayıs 2013
Akyaka’da Kutlu Doğum coşkusu 24 Nisan 2013
Tren rayına taştan barikat kurdular, 60 yolcu ölümden döndü12 Nisan 2013
Akyaka cemaati cami sorunuyla karşı karşıya!27 Mart 2013
Kılıç: Çözüme herkes destek vermeli!26 Mart 2013
AK Parti’nin Akyaka ziyareti26 Mart 2013
Akyaka’da Şeker Pancarı konuşuldu19 Mart 2013
Kars Akyaka yolu tipi ve sise teslim30 Ocak 2013
Akyaka’da karne heyecanı25 Ocak 2013
Akyaka’dan İŞKUR’a Teşekkür21 Ocak 2013
Akyaka Kaymakamının köy ziyaretleri06 Aralık 2012
Akyaka’da gebe düve dağıtımı18 Ekim 2012
Akyakalılar Adliyelerini geri istiyor18 Haziran 2012
Yılsonu sergileri büyük ilgi görüyor29 Mayıs 2012
Akyaka’da ilköğretim öğrencileri yılsonu etkinliği düzenledi24 Mayıs 2012
Akyaka Çöpyaka Çiçekyaka22 Mayıs 2012
Dünya Göçmen Kuşlar Günü Kuyucuk’ta kutlandı20 Mayıs 2012
Akyaka Müftülüğü Ani’de17 Mayıs 2012
Akyaka oldu ''Çöpyaka''!08 Nisan 2012
Akyaka'da Çürük Binalar Yıkılıyor01 Nisan 2012
Akyaka fethe doymadı12 Mart 2012
Kars eğitim alanında hizmete muhtaç bir şehir ,12 Mart 2012
Akyaka’da oyuncak dağıtımı yapıldı23 Şubat 2012
AKYAKA’DA 23 ÖĞRETMEN GÖREV BAŞINDA 20 Şubat 2012
Camide korkutan yangın,06 Ocak 2012
ŞİİR YAZMAYA BAŞLAYAN BİR KAĞIZMANLI06 Ocak 2012
Türkiye Şehitleriyle Yürüyor05 Ocak 2012
Kağızman Bebekleri Yeni Kostümüyle,05 Ocak 2012
Kağızman’daki Çeyiz Kesinti Geleneği Bilimsel Bir Araştırma Konusu Oluyor!04 Ocak 2012
Sarıkamış Şehitlerini anma hazırlıkları başladı 28 Aralık 2011
Kars'ta Eski Hekimevi yıldızlı otel oluyor27 Aralık 2011
Erdal Erzincan bugün Kars'ta 23 Aralık 2011
KARS'TA DOKUMACILIK KURSU21 Aralık 2011
I. Dünya Savaşı'nda En Büyük Kara Harekâtı Sarıkamış'ta Yapıldı21 Aralık 2011
Kars’ta yemek kültürü18 Aralık 2011
Uğur Arslan'ın Kağızmanda çektiği klip,(video)20 Kasım 2011
Kışlık Ürünler Satışa Sunulmaya Başladı15 Kasım 2011
Kars'ta “Bir Kadın Tanıdım” adlı diziye tepki yağıyor.15 Kasım 2011
Akyaka Belediye Başkanı Hayrullah Bulut hayatını kaybetti12 Kasım 2011
DESTANINI YAZDI MUSTAFA TURAN10 Kasım 2011
Kağızman'da bayramlaşma (video)07 Kasım 2011
Kağızman'da Bayram 07 Kasım 2011
Ahmet ARSLAN ve Prof. Dr. Yunus KILIÇ’ın Kurban Bayramı mesajları,05 Kasım 2011
Erdoğan Yıldırım'ın Bayram Mesajı05 Kasım 2011
Kağızman Belediyesinden yardım kampanyası,31 Ekim 2011
Kars'ın Kurtuluş Töreni31 Ekim 2011
KARS'TA KÜLTÜR MERKEZİ AÇILDI29 Ekim 2011
Berfo Nine için Türkü bestelendi 24 Ekim 2011
Kağızman'da Kapari Hasatı23 Ekim 2011
Uluslararası Sempozyumda Kağızman Konuşuldu23 Ekim 2011
Kars'ta Erişte Günleri18 Ekim 2011
Kağızman'da Uzun elma festivali yapıldı,15 Ekim 2011
Sarıkamış'ta Hanımlara Turşu Yapma Eğitimi12 Ekim 2011
LAÇIN SANA NE SÖYLESİN?11 Ekim 2011
KAĞIZMAN BALINA NAZAR MI DEĞDİ?11 Ekim 2011
1. Kağızman Uzun Elma Şenliği10 Ekim 2011
KAĞIZMAN'DA YABAN HAYATI GELİŞTİRME SAHASI TOPLANTISI YAPILDI,04 Ekim 2011
KAĞIZMAN’IN DÜŞMAN İŞGALİNDEN KURTULUŞUNUN02 Ekim 2011
KAĞIZMAN ŞAH ELMASI EYLÜL’DE ÇİÇEK AÇTI25 Eylül 2011
Kars maralının yıldızı yükseliyor 23 Eylül 2011
Kağızman’da En Güzel Cami Bahçesi 23 Eylül 2011
Kars’ta kazlar görücüye çıktı22 Eylül 2011
KAĞIZMAN KAYA TUZU GUATR İÇİN ŞİFA22 Eylül 2011
ERCİŞ DOMATESİ KAĞIZMAN’DA SEVİLDİ22 Eylül 2011
İNEĞİ VAR AHIRI YOK21 Eylül 2011
Kars’ta Ahilik Haftası kutlamaları başladı 21 Eylül 2011
Halk Oyunları Türkiye Şampiyonası ödül töreninde kavga çıktı.18 Eylül 2011
Farkına var ayrılık nasıl bir şey13 Eylül 2011
Kağızman’ın bereketli pazarı 13 Eylül 2011
Ermeniler Kars'ta Ayin Yaptı13 Eylül 2011
Kağızman'da gelenek, ve göreneklerimiz,11 Eylül 2011
Nesibe ile Çağrı'nın Düğünü10 Eylül 2011
Oluklu Göleti kuruyor 10 Eylül 2011
Yasin ve Nurgül çiftinin muhteşem duğunu,05 Eylül 2011
Kağızman'da Susam Taşı Bulundu04 Eylül 2011
Nuroş'un Mezarı Şiirle Süslü04 Eylül 2011
AV SEZONU AÇILIYOR,31 Ağustos 2011
Kağızman'da bayramlaşma (video)30 Ağustos 2011
Tekcan'dan Bayram Mesajı28 Ağustos 2011
Behcet GÖNÜL güven tazeledi28 Ağustos 2011
Kaymakamımızın Ramazan Bayramı Mesajı27 Ağustos 2011
Kadir Gecesi mesajı25 Ağustos 2011
Kaymakam Şuayip Gürsoy İftar Çadırında,23 Ağustos 2011
Erdoğan: Bu devran böyle gitmeyecek22 Ağustos 2011
Kars'ta Balıkta Ramazan Bereketi Yaşanıyor22 Ağustos 2011
HALİFE NUMAN’IN GİRESUN’LU TORUNU KAĞIZMAN’DA20 Temmuz 2011
Kars Turizmine Bir Yenisi Daha Eklendi20 Temmuz 2011
Kars'ta Aşıklık Geleneği Ramazanda Canlanacak 18 Temmuz 2011
Kağızmanlı Emirhan Yıldırım 240 Gündür Kayıp18 Temmuz 2011
Aras Nehri'nde Yayın Balığı Bereketi 18 Temmuz 2011
Ezan Çiçeği Kağızman’ı Sevdi18 Temmuz 2011
Kars Kalesi Yıkılıyor15 Temmuz 2011
kandil mesajı14 Temmuz 2011
BELKİ BİR GÜN14 Temmuz 2011
Kars'ta Kadın Arıcılar 13 Temmuz 2011
KAĞIZMANLI ARICILAR TEDİRGİN11 Temmuz 2011
Sarıkamış Şehitleri'ne Yürüdüler11 Temmuz 2011
Kağızmanlı Ozanlar Yazılıkaya’da Buluştu 11 Temmuz 2011
KAĞIZMAN'DA KOMŞU MEZAR YAPIMI06 Temmuz 2011
KAĞIZMAN ÇİLEĞİ BAŞKA BİR LEZZET06 Temmuz 2011
Sarıkamış Milli Park’ta Rehabilite Çalışmaları 06 Temmuz 2011
TEZGAHLARDA CAMEKANLAR YOK ARTIK05 Temmuz 2011
ÇEŞME TAŞI İŞÇİLİĞİ ÖLDÜ MÜ?05 Temmuz 2011
Değerli okurlarım, Can Dostlarım ;05 Temmuz 2011
KAĞIZMAN'DA NALBANTLIK CAN ÇEKİŞİYOR05 Temmuz 2011
Kars'ta Tütün Kontrol Ekipleri Toplantısı05 Temmuz 2011
Kars'ta Amerikan Rüzgarı Esecek05 Temmuz 2011
koçköyü’nde Renkli Festival05 Temmuz 2011
Vali Kara: Biz aslında “Kars” ailesiyiz 01 Temmuz 2011
Tam kapasiteli hizmet 01 Temmuz 2011
6. ULUSLAR ARASI KARS AŞIKLAR BAYRAMI SONA ERDİ30 Haziran 2011
BTK Demiryolu Projesi’nin Önemi 30 Haziran 2011
Kaymakam Gürsoy'dan Bal Desteği30 Haziran 2011
Dünya'ya Açılacak Markalar Kars'tan Çıkacak30 Haziran 2011
Kağızman’da Köylüler Yaylaya Çıkmaya Başladı 30 Haziran 2011
Iğdır ve Kağızman'da Kiraz Hasadı Başladı29 Haziran 2011
Kağızman'da Sıcak Havalar Bunaltıyor29 Haziran 2011
Sarıkamış’ta Bulunan Büyük Çayır Mantarı İlgi Odağı Oldu29 Haziran 2011
OZAN TEKİN TİKTAŞ KAĞIZMAN’I ZİYARET ETTİ27 Haziran 2011
Kars'ta Aşıkların Bayramı Üçüncü Gününde27 Haziran 2011
Kars'ta Hukuk Mahkemeleri Kanunu Toplantısı27 Haziran 2011
Kars'ta Aşıklardan Sokak Konserleri 24 Haziran 2011
Murat Çobanoğlu Mezarı Başında Anıldı24 Haziran 2011
Kars Aşıklar Bayramı Bugün Başlıyor24 Haziran 2011
Cavit Tebrizli Kars’ta Konser Verecek 22 Haziran 2011
Kars'ta Kene Paniği22 Haziran 2011
Ardahan'ı Aşıklar Şenletti22 Haziran 2011
Kars'ın Tarihi Muradiye Hamamı Yıkılıyor22 Haziran 2011
Kars Milletvekili Kılıç Sergi Açtı22 Haziran 2011
Aşık Karataş’tan tepki 22 Haziran 2011
AYDIN OLMA SORUMLULUĞUNU DUYUMSATAN 22 Haziran 2011
Kars'ta Çicek Açtı22 Haziran 2011
6. Kars Aşıklar Uluslararası Bayramı Başlıyor 22 Haziran 2011
Kars’ta Şah Kaldırma Geleneği 22 Haziran 2011
Koyunyurdu Köyünü Domuz Sürüsü Bastı21 Haziran 2011
95 Gün Sonra Kars’a Döndüler21 Haziran 2011
Aşıklar Tanrıkulu\'nun juri başkanlığına tepkili21 Haziran 2011
Sarıkamış Kızılay Derneği Babaları unutmadı20 Haziran 2011
Kanadalı Doukhoborlar köklerini arıyorlar20 Haziran 2011
İNGİLİZ YAZAR PAT YALE KAĞIZMAN’DA20 Haziran 2011
Kars'ta Ani Gravürleri Sergisi20 Haziran 2011
HALICILIK KURSUNA YOĞUN İLGİ15 Haziran 2011
KIRMIZI ETİN OLMAYIŞI CİVCİV SATIŞINI ARTTIRDI,15 Haziran 2011
Kars’ta ki İnsanlık Anıtı Kaldırıldı15 Haziran 2011
TIRPANLAR DA YENİLDİ14 Haziran 2011
ÖYLE ÇOK DİNLEDİK Kİ12 Haziran 2011
Kars'ta “Faydalı İnsan Projesi” Ödül Töreni10 Haziran 2011
Kars'ta “Giymiyorsan Giydir” Kampanyası08 Haziran 2011
İsmek'ten Kağızman'a Sanatsal Destek07 Haziran 2011
Yaşar Alptekin’den Namaza Çağrı05 Haziran 2011
Ahmet Aslan Pazar.Günü saat18.00'de Kağızman FM'de04 Haziran 2011
KÜLTÜRÜNE SAHİP OLMAYAN SİYASET 04 Haziran 2011
YAŞAMA TUTUNAN YAŞLI BİR SÖĞÜT 04 Haziran 2011
Bayrak Ana Yine Yollarda03 Haziran 2011
Kars Kızılay’ı Kandilde Lokum Dağıttı 03 Haziran 2011
Kars'ta Aynalı Köşk’te İlk Konser 03 Haziran 2011
YETER !.. BENİ BUNALTTINIZ !..02 Haziran 2011
Yarın Regaip Kandili01 Haziran 2011
Kars’ta Arıcılık Günü Semineri01 Haziran 2011
İKTİDARIN UFKU DARALIYOR01 Haziran 2011
Kafkas Türk Halkoyunları Ekibi Türkiye Finaline Gidiyor30 Mayıs 2011
Kars İşkur'da Girişimcilik Kursu Başladı30 Mayıs 2011
Kars Halkının İlgisizliği Üzdü30 Mayıs 2011
Kaymakam Umur Köyü’nde Halk Eğitimi sergisinde 30 Mayıs 2011
işte başarılı Kaymakam?29 Mayıs 2011
107. Semerkand İletişim Merkezi Kars’ta açıldı 29 Mayıs 2011
GÜNİNDİ KÖYÜ ALABALIK TESİSİNİ SEL ALDI29 Mayıs 2011
Dünya Arı Gününde Arıları Öldü29 Mayıs 2011
ATAŞOĞLU’DAN AŞIKLAR BAYRAMI’NA TEPKİ ŞİİRİ28 Mayıs 2011
KARS’TA TÜMÜLÜS28 Mayıs 2011
Digor’un Başarılı kaymakamından ağaç dikimi28 Mayıs 2011

KAĞIZMAN'DA NOBETCİ ECZANELER

BU HAFTAKİ NÖBETCİ ECZANELER

PAZARTESİ-ŞİFA ECZANESİ

SALI--NUR ECZANESİ

CARŞAMBA-ALTUN ECZANESİ

PERŞEMBE--ARAS ECZANESİ


CUMA---KAĞIZMAN ECZANESİ

CUMARTESİ,YASİN ECZANESİ

PAZAR--TAMER ECZANESİ

BİZLERDE KAĞIZMANFM OLARAK HASTALARA ACİL ŞİFALAR DİLERİZ,


KAĞIZMANFM CANLI DİNLE


PLAYER TUŞUNA BAS,KAĞIZMANFM CEPTEN CANLI DİNLE,


Facebook Beğen
Menü
Haber Editörü

           Ali Çelik

     0 538 37509 43

HUKUK DANIŞMANLARIMIZ :

Av:Seyfettin Kan

0 535 830 96 49
________________

Av: Kasım Yıldız          

0 532 287 84 08    
________________      

HESAP NO:İBAN:
IBAN: TR260001000343297626465001

____________



 

..
Üye Paneli
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
En Çok Okunan
Video Galeri
En Çok Yorumlanan
Foto Galeri
Takvim
Bugünkü Gazeteler
Anasayfa | Gazeteler | Foto Galeri | Video Galeri | Sohbet Odası
CH